10 Ocak 2026: Asgari Ücretin Kıbrıs Rüyası ve Anadolu’nun Obruk Gerçeği

Görünüşe göre 10 Ocak 2026 sabahına uyandığımızda, dünya her zamanki gibi kendi kuyruğunu kovalayan bir kedi çevikliğinde, ancak çok daha absürt bir senaryoyla bizi selamladı. Manşetlere baktığımızda, insanlığın bir yandan yıldızları avlamaya çalışırken diğer yandan ayağının altındaki toprağı nasıl istikrarlı bir şekilde kaybettiğini görmek tam bir trajikomik şaheser.

Yer Üstünde Kamulaştırma, Yer Altında Boşluk

Günün ilk “müjdesi” Akbelen’den. Meğer biz oradaki ağaçları korumaya çalışırken, devletimiz meseleyi kökten çözmeye karar vermiş: Acele kamulaştırma. Yani “Sizin orada köyleriniz, anılarınız, tarlalarınız olabilir ama bizim acilen daha çok çukura ihtiyacımız var” demenin en bürokratik yolu. 679 parsel bir gecede kâğıt üzerinde el değiştirirken, köylülerin “hak, hukuk” diye feryat etmesi ise sistemin içinde küçük birer dipnot olarak kalıyor.

Tam biz yer üstünü nasıl daha iyi kazarız diye kafa yorarken, doğa ana Konya’da bize kendi “acele kamulaştırma” yöntemini gösteriyor. 700 obruk. Şaka değil, Konya artık dev bir süzgece benziyor. Biz yukarıda hangi madeni nereye döksek diye tartışırken, altımızdaki zemin “Ben gidiyorum, siz takılın” diyor. Neyse ki teknoloji imdadımıza yetişiyor: Kawasaki bize robot at yapmış. Gerçek atların yiyeceği otun bittiği, toprağın obruklarla dolduğu bir gelecekte, fişe takılan bir ata binip Akbelen’deki maden sahalarını gezmek kadar vizyoner bir hareket olamazdı.

Asgari Ücretin Kıskandıran Dansı

Ekonomi cephesinde ise tam bir “Yavru Vatan” kompleksi yaşıyoruz. KKTC asgari ücreti 52.738 TL olarak belirlemiş. Türkiye’deki rakamın iki katı. Kıbrıs’a “Yavru Vatan” demekten vazgeçip acilen “Zengin Amca” demeye başlasak yeridir. Biz burada “Enflasyon düştü düşecek, baz etkisi ha gayret” diye birbirimizi teselli ederken, Lefkoşa’daki garsonun İstanbul’daki orta düzey yöneticiden daha fazla kazanması, coğrafyanın sadece kader değil, bazen de sağlam bir ironi olduğunu kanıtlıyor.

Bu esnada Apple’ın hisseleri sekiz gündür düşüyor. Görünüşe göre insanlar böbreklerini satıp yeni iPhone almaktan yorulmuş ya da belki de iPhone 18’in “bir öncekiyle tamamen aynı ama köşesi daha yuvarlak” olması artık kimseyi heyecanlandırmıyor. Apple kan kaybederken Çin, “Yapay Güneş” yapıyor. Gerçek güneşin altında kavrulup obruklara düşerken, laboratuvarda güneş üretmek tam da insanoğlunun o “evreni kontrol ediyorum” sanrısına yakışan bir kibir.

Magazin, Futbol ve Distopik Bir Gece

İstanbul’da ise hayat her zamanki gibi kaotik. Süper Kupa için metroları kapatıyoruz. Çünkü biliyorsunuz, bu şehirde futbol her şeyden, özellikle de insanların bir yerden bir yere gitme özgürlüğünden çok daha önemli. Eğer o gün işe gitmek zorundaysanız, muhtemelen bir robot at satın almanız ya da stadyumun üzerinden uçmanız gerekecek.

Gecenin bombası ise Can Yaman’ın narkotik baskınında gözaltına alındığı iddiası. Adamın kasları, İtalya’daki şöhreti ve “bay yanılış” imajı derken, hikâye bir gece kulübü baskınıyla sonuçlanıyor. Eğer bu doğruysa, kas yapmanın polisi durdurmaya yetmediğini de anlamış olduk.

Hiç Doğmamış Galaksiye Övgü

Tüm bu rezaletin içinde tek mantıklı haber uzaydan geliyor: Cloud-9. Astronomlar, yıldız oluşumu başlamamış, “hiç doğmamış” bir galaksi keşfetmişler. Ne kadar şanslı bir galaksi! İçinde yaşayacak canlısı yok, dolayısıyla asgari ücret derdi yok, acele kamulaştırma kararı yok, Apple hissesi veya robot atı yok. Sadece derin, sessiz ve huzurlu bir hiçlik.

2026’nın bu güzel Ocak gününde, altımızda 700 obruk, cebimizde Kıbrıs’ın yarısı kadar maaş ve altımızda robot atımızla, hiç doğmamış galaksilere bakıp “En iyisini siz yapmışsınız” demekten başka çaremiz kalmıyor.