14 Ocak 2026: Kurşun Parası, Susuz Yazlar ve Bradley Cooper’ın Can Yaman Çilesi

Hoş geldiniz; suyun bitip kokainin arttığı, kalplerin krizle, sokakların isyanla dolduğu o “ılık” kış sabahına. Eğer hala hayattaysanız ve bir kalp krizi geçirmek üzere değilseniz (ki Dr. Onur’a göre bu yaşta oldukça muhtemel), gelin gündemin o iç ferahlatan, “her şey ne kadar da yolunda” dedirten başlıklarına birlikte bakalım.

Komşuda Devrim mi Var, Yoksa Sadece “Ekonomik Bir Mucize” mi?

İran’da işler her zamanki gibi: İnternet kesik, telefonlar kapalı ama kurşun sesleri her yerden duyuluyor. Rivayet o ki, ölü sayısı 2.500 ile 12.000 arasında değişiyor; yani sayılar bile kendi aralarında bir iç savaş veriyor. Halk “açız” diyor, rejim ise “İsrail yaptı” diyor. Klasik bir Ortadoğu düeti.

Ama asıl inovasyon “Kurşun Parası” meselesinde. Rejim, öldürdüğü vatandaşının cesedini ailesine teslim etmek için öldürürken kullandığı merminin parasını istiyor. İşte gerçek bir serbest piyasa ekonomisi! Üstelik 1 doların 1,4 milyon riyal olduğu bir ülkede, mermi parası ödemek muhtemelen bir servete mal oluyor. Trump ise uzaktan sesleniyor: “Make Iran Great Again!” Sayesinde yakında bütün dünya o kadar “harika” olacak ki, birbirimizi bir kaşık suda boğmak isteyeceğiz ama sorun şu: Su da yok.

Ankara’da “Yakan Top”: Musluğu Açan Varsa Haber Versin

Türkiye’nin başkentinde yeni bir milli spor gelişti: Suçlu Kim? Mansur Yavaş “DSİ yapmadı” diyor, DSİ “beceremediler” diyor. Bu sırada Ankaralılar musluğun başında meditatif bir bekleyiş içinde. Suyun %74’ünü tarıma (Polatlı’da bozkırın ortasında çim sulayanlara selam olsun), %35’ini ise boruların sızıntılarına feda ediyoruz.

Deniz suyunu arıtmak mı? Aman efendim, çok pahalı! Onun yerine birbirimize suç atmak bedava ve çok daha eğlenceli. İsrail denizden su içiyor, biz ise barajların dibindeki çatlakları seyrediyoruz. Ne de olsa Türk halkı sabırlıdır; susuzluğa dayanır ama “kim haklı?” tartışmasına asla doymaz.

Hayalet Gemiler ve Ünlülerin “Pudra Şekeri” Mesaisi

İstanbul Valiliği müjdeyi verdi: Artık eviniz soyulmayacak, kapkaça uğramayacaksınız. Suç oranları düşüyor! Ama bir küçük detay var; uyuşturucu operasyonları %46 artmış. Yani artık sokakta telefonunuz çalınmıyor olabilir ama köşedeki bakkalda “farklı” bir alışveriş trafiği dönüyor demektir.

Atlantik’te yakalanan “United S” gemisi ise tam bir gizem filmi. İçinden 10 ton kokain çıkıyor, mürettebat Türk, şirket Türkiye merkezli ama şirketin sahibini ne ticaret sicil biliyor ne de MASAK. Hayalet gemi! Bizim ünlüler ise bu sırada emniyette “ünlü var mı?” diye soran polislerle sosyalleşiyor. 10 ton kokain okyanusta yüzerken, biz televizyonda hangi ünlünün üzerinden “yarım gram” çıktığını tartışarak narkotikle mücadele ediyoruz. Vizyon budur.

Kalp Krizini Bir “Gençlik Akımı” Olarak Görmek

Eğer tüm bu haberlerden sonra göğsünüzde bir fil oturuyormuş gibi hissediyorsanız, müjde: Yalnız değilsiniz! Dr. Onur diyor ki, kalp krizi artık 40 yaş altına indi. Eskiden emeklilik hayali kurardık, şimdi 35’inde “acaba bu çarpıntı aritmi mi?” diye Google’da arama yapıyoruz. Stres, paylaşım krizi ve bel çevresi genişliği… Ölüm nedeniniz muhtemelen romantik bir sebep değil, sadece o son gelen su faturası veya uyuşturucu baronlarının hayalet şirketleri olacak. Ama korkmayın, yanınızda mutlaka bir aspirin bulundurun; ölmeden önce son bir tweet atmak için vaktiniz kalsın.

Ve Final: Bradley Cooper’ın Annesi Can Yaman Hayranı Çıktı

Tüm bu kaosun içinde dünya yıldızı Bradley Cooper dert yanıyor: “Annem beni değil, Can Yaman’ı izliyor.” Can Yaman’ın 2 saat 15 dakikalık, 360 bölümlük (Bradley biraz abartmış ama haklı) dizileri dünyayı ele geçirmiş. Biz içeride susuzluktan kırılıyoruz, dışarıda ise Can Yaman’ın kasları ve sakallarıyla “yumuşak güç” uyguluyoruz. Sanat işte budur; sen 10 ton kokaini gemiye sığdıramazsın ama biz bir bakışla Bradley Cooper’ın annesini eve hapsederiz.

Su içmeyin (zaten yok), stres yapmayın (kalbiniz dayanmaz) ve mutlaka Can Yaman izleyin. Çünkü gerçeklerden kaçmanın tek yolu, 2 saatlik bir romantik komediye sığınmak.