
Dünya dönüyor mu yoksa birileri bizi devasa bir “Truman Show” setinde mi oynatıyor, belli değil. Bir tutam uyuşturucu baskını, bir ölçek distopik yalnızlık ve ana yemek olarak Donald Trump’ın emlakçılık hırsları. İşte akıl sağlığımızı korumaya çalışırken okuduğumuz o şahane (?) gelişmelerin samimi bir özeti.
5.000 Polis vs. Birkaç YouTuber: Büyük Operasyon “Vibe”ı

İzmir merkezli düzenlenen ve “Son yılların en büyüğü” olduğu iddia edilen uyuşturucu operasyonuyla başladık. Tam 5.000 polis! Sanırsınız Meksika kartellerine şafak operasyonu yapılıyor ama listenin başrolünde Kafalar grubundan Bilal Hancı ve magazin yazarı Mehmet Üstündağ var. Meğer uyuşturucu baronluğu ile magazin yazarlığı arasındaki çizgi bu kadar inceymiş. Operasyonda gözaltına alınanlar arasında muhafazakar iş dünyasının “veliahtları” da var; yani uyuşturucu, statü ve ideoloji tanımıyor, herkesi aynı kelepçede buluşturuyor. Ne demişler? “Dokunan yanıyor,” ama sanki dokunulanlar hep aynı influencer ve “zengin çocuğu” profilinde kalıyor.
“Kanzi”lerin Yükselişi: Toksik Erkekliğin Altın Çağı

Gelelim sokağın “pırlanta” çocuklarına. Atlas Çağlayan’ın trajik ölümü üzerinden konuşulan “suça sürüklenen çocuklar” meselesi, aslında birer suç makinesine dönüşen 18 yaş altı “kariyer suçlularını” önümüze koydu. Andrew Tate’in kadın düşmanı videolarıyla beslenen, TikTok’tan racon öğrenen ve 18 yaşına gelene kadar 16.000 şiddet sahnesi izleyen bir nesil geliyor. Uzmanlar buna “Erkeklik Krizi” diyor, biz ise kısaca “Kanzi tıraşlı dehşet” diyoruz. Çözüm olarak Glasgow’u örnek gösteriyorlar ama bizim sokaklarda bıçak gibi kesilmesi beklenen şey şiddet değil, umutlar gibi görünüyor.
Trump’ın Tapu Kadastro Müdürlüğü: Suriye, Gazze ve Grönland

Donald Trump, dünyayı kendi kişisel Monopoly tahtası sanmaya devam ediyor. Suriye’de yıllardır Amerika’nın sırtına yaslanan SDG (YPG), Trump desteği çekince “hayatının şokunu” yaşadı. Şimdi “fabrika ayarlarına” dönmeye çalışıyorlar.
Öte yandan Trump, “Gazze Barış Kurulu” kurmuş. Kurulda damadı Jared Kushner’den eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’e kadar her türlü “vukuatlı” isim var. Kurula girmek isteyen ülkelerden de “giriş anahtarı” niyetine 1 milyar dolarcık talep ediyor. Yetmiyor, Grönland’ı almak için Danimarka’ya gümrük vergisiyle şantaj yapıyor. Adamın Ovel Ofis’teki haritasında Kanada ve Grönland şimdiden Amerikan bayrağına boyanmış bile. Vizyon dediğin budur; dünyayı ya satın alırsın ya da gümrükle döversin!
Distopya Zirvesi: “Öldün mü?” Uygulaması ve RAM Krizi

Çin’den gelen haberler ise ruhumuza adeta bir “Black Mirror” bölümü ferahlığı veriyor. “Are You Dead?” (Öldün mü?) isimli uygulama kapış kapış gidiyor. Tek başına yaşayan milyonlarca genç, her gün bir butona basıp “Evet, henüz ceset olmadım” bildirimi gönderiyor. İki gün basmazsanız sistem vasiyetinizi veya acil durum kişinizi devreye sokuyor. İnsanlık olarak geldiğimiz son nokta: Yaşadığımızı kanıtlamak için bir mobil uygulamaya muhtacız.
Tabi bu uygulamaları çalıştıracak RAM’i bulabilirseniz! Yapay zeka devleri tüm bellek piyasasını süpürdüğü için 2027’ye kadar RAM krizi kapıda. Yani yakında bilgisayarınız kasmaya başladığında “Acaba yapay zeka şu an hangi veri merkezinde dünyayı ele geçirme planı yapıyor?” diye düşünebilirsiniz.
Et ve Gazetecilik: İkisi de Lüks, İkisi de Can Çekişiyor

Türkiye’de et fiyatları polemiği, Levent Gültekin’in 2.000 TL’lik “Chateaubriand” (şatobriyo) etiyle zirve yaptı. Biz normal eti 800-1.000 TL’ye bulamazken, dünya ortalamasının üç katı fiyatına et yemek milli sporumuz oldu. Hayvan sayımız artmıyor ama maşallah her gün birileri bir yerlerde bir şeyleri “kesiyor.”
Son olarak, Reuters raporuna göre gazetecilik de ölüyor. Haber sitelerine giren yok, herkes TikTok’taki “haber dansçılarını” veya yapay zeka botlarını izliyor. Gazeteciler artık “hikaye anlatıcısı” olacakmış. E zaten bu kadar absürt bir dünyada ancak masal anlatarak ayakta kalınır, öyle değil mi?